Hypatia'nın Araştırmacı Ruhu

Araştırmacı bir insanın yazıları

Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2012 Pazar

Kitap Tutkusu


"Günün huzursuzluğunu unutturan o güzel saatlere, insanın sadık dostu, suskun arkadaşı kitaplara, hep yanımızda olduğunuz, varlığınızla bize hep yaşam verdiğiniz için teşekkürler! İnsanları yaşantılarının en karanlık günlerinde desteklediğiniz için de; cephe hastanelerinde, kışlalarda, hapishanelerde, acıdan kıvrandıkları yataklarda. Her yerde, her zaman yanlarında bulunmuş, onlara düşler getirmiş,huzursuzluk ile ıstırap arasında bir avuç huzur olmuştunuz! Günlük yaşamın altında ezilen ruhunu çekip kurtaran Tanrı mıknatısı sizler. İnsan ruhunun karanlığını hep aydınlatır, onu ötelerin aydınlığına taşırsınız.

Sonsuzluğun bu küçük parçaları sizler, yan yana ve suskun, evimizin duvarına sıralanmış öyle duruyorsunuz. Fakat bir el sizi çekip alınca, yürek size dokununca, mekanları kırıp parçalıyor, çılgınca ileri atılan bir araba gibi bizi sonsuzlara taşıyorsunuz. "

                                                                                                                                      
     Stefan Zweig

  
Kitap tutkunluğunun  fotoğraflara yansıması....




27 Mayıs 2012 Pazar

Kitaplardan İnciler "Sakın Kımıldama"


"Acı ne aldatıcı, nasılda koşuyor.Sanki bir asit eritici görevini derinde gerçekleştirmiş gibi."


"Ben ilişkinizin yanına asılı bir erkek takım elbisesi oldum.Beni kişiliğimden çok,yokluğum , kitaplarım, girişte duran yağmurluğum anlattılar.Verdiğim ipuçlarıyla sizin yazdığınız, benim bilmediğim bir öykü bu."

"Biz ikimiz birlikte ilk biçimini yitiren, böylece sertliği geçen eski bir palto gibi olmaya başlıyorduk ve paltoyu  asıl eşsiz , taklit edilemez yapan kendini bırakması, kumaşının doğal yıpranmasıdır."

"Bir insanın kolları sıkı sıkı topraktır, kızım.Tanrı, eğer varsa, arkamızdadır."

"Bir kuş kondu yanıma ansızın...Bu yüzer tüneğe ulaşana kadar güçlüklerle dolu bir uçuş yapmış olması gerek...Neden, diye düşünüyorum kendi kendime, biz insanlar, ayakkabılarımızla, kazanklarımızla bir su sıçramasında geri çekilirken böyle küçük bir yaratık doğanın meydan okumalarını hiç tereddütsüz kabul eder, neden biz insanlar böyle cesaretsiziz?"

"Konuş istediğin kadar Raffaella, yaşadığı sürece estir yüreğini, hepimiz tekerleksiz bir arabayla gemi yolculuğuna çıkmış dostlarız."

"Ölmek için seçilen alet önemlidir, bir vasiyettir."

"Benim için aşk buydu, yetim ve sert, büyük aşk ihtiyacı, yazgı bize acıyıp bir biberon armağan ettiği zaman."

"Şimdi beni bırakacaktı, artık hayatım onun hayatı içinde çoğalmadığına göre şimdi onu kaybedecektim."

"Belki kömürle çalışan bir geminin karnında , iki sevgilinin en üst güvertede , denizin parlak halısının üzerinde, romantik bir dans yapmalarını sağlamak için ter döken iki zenci işçiyiz."

15 Kasım 2011 Salı

Kitaplardan İnciler (Değişen Kahramanımız)

"Küçük bir çocuk dahi olsa , adalet ve özgürlüğe duyulan özlem büyüklerin duygularıyla hemen hemen benzerlik taşır.Yani büyükler kadar çocuklarda adalet ve özgürlüğe düşkün olurlar, diye düşünüyorum.Benim en büyük hatalarımdan bir tanesi , çocukları ikna ederken kullandığım yöntemdi.Çocukları mantıklı bir şekilde uyararak ikna edeceğim yerde, hırslarıma yenik düştüğüm için onları parayla satın almaya çalışmıştım.Üstelik bu davranışım, büyüklerin dünyasındaki düşük seviyeli ve kurnazca politik oyunlara     benziyordu."

"Büyüklerin her an bütün kurallara uyarak yaşamasının mümkün olmaması gibi çocuklarında aynı şekilde bazı kurallara tamamıyla uymaları zordur.'Silkelendiğinde üzerinden toz çıkmayacak kişi yoktur' atasözündeki gibi, gerçekten titizlikle bakıldığında çocuklarda büyüklerin kanundışı veya ahlakdışı hareketleriyle eşdeğerde ufak tefek bir sürü suçu defalarca işleyerek günlerini geçirmektedirler."

"Bir insanın pişmanlık duyup tövbe etmesi için  mutlaka uzun bir süre geçmesi gerekmez.'Kasap da elindeki bıçağı bıraktığı taktirde Buddha olabilir.' atasözündeki gibi insan ne kadar günahkar da olsa gün gelir affedilir."


İ.Munyol-Değişen Kahramanımız

14 Kasım 2011 Pazartesi

Kitaplardan İnciler (Son Ada)

"İnsanın başına neler geleceğini bile bile kendini feda etmesi, kadere teslim olmak gibi bir şeydi herhalde.Bir kere Platon'da bilgeler üstüne bir cümle okumuştum.Galiba bir bilgenin , halkı yağmur gelecek diye uyardığını ama kendisini dinlemedikleri zaman o ahmaklarla birlikte ıslanmak zorunda olmadığını , evine girip rahatça oturabileceğini yazıyordu."


"Ne garip! Mücadele martılarla başlamıştı ama sanki giderek kişiselleşiyor ve biz insanlar arasındaki bir kavgaya dönüşüyordu.Ne kadar acı olursa olsun şunu itiraf etmeliyim ki,bu kavga adaya bir canlılık getirmişti.Mücadele heyecanı belki de karmaşık ruhumuzun çoktandır aradığı bir şeydi.

İnsanlar arasında bunlar olup biterken martılar ne alemdeydi, ne yapıyor,yaralarını nasıl sarıyordu,bilemiyorduk.Çünkü hem onları gözlemeye vaktimiz olmamıştı hem de zaten vakur ve ifadesiz duruşlarından bir şey anlamak mümkün değildi.

Bu olaylar olmadan önce de zaman zaman düşünür , kendimi bir martı yerine koyarak adayı onların gözüyle seyretmek isterdim.Acaba gökyüzünden baktıkları zaman, aşağıda yürüyen konuşan,yemek yiyen insanları nasıl görüyorlardı?Bizim hakkımızda fikirleri neydi?

Biz insanlar evren hakkında düşünürüz,yargılara varırız ama evrenin bizim hakkımızda ne düşündüğünü hiç merak etmeyiz."


"Biz insanlar, sınırlarımızı bilmeden kendi aklımızı beğeniyoruz, öğrenmiyoruz,akıllanmıyoruz.Her şeyi anladığımız zaman da genellikle iş işten geçmiş oluyor."

"Tavşan korktuğu için kaçmaz , kaçtığı için korkar!"

"Sizin anlamadığınız esas sorun şu:Bu adamların korktuğu tek şey soru.Soru sorulmasından ödleri kopuyor.Sorgulayanlar ise buna mecbur olduklarını hissederek, kendilerini yok etme pahasına direnişlerini sürdürüyorlar.İsa gibi, Spartaküs gibi , tarihteki birçok örnek gibi.Onun için bu işi tek tek insanların iyiliğine kötülüğüne bağlamayın."

"Eskiden beri insanları hayvanlara benzetme huyum vardır.Bence her insan bir hayvana benzer.Kiminin yüzü bir kuşu andırır, kiminin ki bir koyunu;bazı insanlar ata benzer , suratları aynen at gibi uzundur; bazıları kurt yüzüne sahiptir.İnsanların benzedikleri hayvanların karakterini aldıklarını düşünürüm.Ne bileyim, belki de öyle geliyordur içlerinden, öyle hissediyorlardır.Bir koyuna , niye böyle uysal davranıyorsun ya da bir kurda , niye böyle yırtıcısın diye sorulur mu!"

"Son günlerde adamızı çevreleyen deniz bile gözüme korkutucu görünmeye başlamıştı.Eskiden kıyıya oturup zevkle seyrettiğim gelgitler,yedi dalgadan birinin büyük olduğunu sayma oyunları şimdi içimi ürpertiyor; denizin salınışında da bir zalimlik , bir tehdit seziyordum.İçimdeki kaygı dozu arttıkça , ben de denizin pırıltılı yüzeyini değil, karanlık derinliklerini düşünmeye başlamıştım.Aynı denizde, aynı çevre koşullarında yaşayan köpek balıklarının kötü , yunusların iyi olmalarını neyle açıklayabilirdik? Aslında köpekbalığı neye göre kötü , yunus neye göre iyiydi? Belkide iyilik kötülük diye bir şey yoktu."

"Hz.İsa'yı dağa doğru koşarken görenler 'Ey İsa, aslandan mı kaçıyorsun?' diye sormuşlar. 'Hayır' demiş. 'Kaplandan mı kaçıyorsun?' diye sormuşlar.O yine 'Hayır' demiş ve eklemiş, 'ben peygamberim,aslandan kaplandan korkmam.' 'Peki o zaman neden kaçıyorsun?' diye sormuşlar.
'Ahmaklardan kaçıyorum' demiş İsa, 'Çünkü onlarla baş edemem." 



Zülfü Livaneli-Son Ada

2 Kasım 2011 Çarşamba

Üçü Bir Arada:Kitap-Tiyatro-Sinema

Geçen hafta başında "Guguk Kuşu" adlı tiyatroya gideceğim için kendi kendime bir karar aldım.Bu tiyatroya gitmeden önce kitabını okumalı ve filmini izlemeliyim diye.Hafta içi çarşamba günü kitap bitmişti.Daha sonrasında filmi izlemeliydim fakat aniden tiyatrodan sonra izlemeye karar verdim ve ve planlarımı yavaş ama emin adımlarla uyguladım.İşte sizlere bu müthiş üçlemeyi anlatacağım.

Guguk Kuşu (One Flew Over the Cuckoo's Nest ) 1962 yılında yayımlanmış olup ABD'li yazar Ken Kesey'e aittir.Guguk kuşları kurnaz kuşlar olarakta bilinir.Kendileri kuluçkaya yatmazlar fakat yumurtalarını başka bir kuşun yuvasına bırakırlar.Kitabımızın baş karakteri McMurphy de guguk kuşlarına benzetilmiştir.Kitaptaki guguk kuşumuz bir mahkumdur ve akıl hastası numarası yaparak daha az güvenlik sistemine sahip bir akıl hastanesine, kaçma planını yürürlüğe koymak için gelmiştir.Fakat akıl hastanesinde işlerin hiçte düşündüğü gibi gitmediğini fark eder.Oradaki akıl hastaları ile kurduğu diyaloglar hem kendisini hemde hastaları düşünmeye sevketmiştir.Kısacası kitapta; bir akıl hastahanesi...dışarıdaki toplumun bir kesitimidir?  Deli kimdir? Delileri sistem mi yaratır? Hangimiz deliyiz ya da akıllı? sorularına çarpıcı bir şekilde yaklaşılmıştır.


Kitabın arka kapak yazısı kitabı alırken beni çok etkilemişti;

"Büyük Hemşire, çelik kapıdaki düğmelerden birini çevirerek duvar saatini dilediği hıza ayarlayabiliyor. Kimi zaman canı her şeyi hızlandırmak istiyor; düğmeyi çeviriveriyor. Saatin akrebiyle yelkovanı yarışıyorlar sanki. Paravanalarla örtülü pencerelerde gündüz, gece birbirini kovalıyor. Bu düzmece zamanın geçmesiyle herkes birbirine giriyor. Yarım yamalak tıraş olup kahvaltı masasına balıklama dalıyorsun, daha ağzına bir lokma koymadan öğlen oluyor, ilaç veriliyor, yerinden kalkıp dinlenme odasına giderken akşam zili çalıyor, yatağa giriyorsun, on dakika sonra gene sabah olmuş. Büyük Hemşire herkesin kırılma ya da dağılma noktasına geldiğini görünce, düğmeyi yeniden çeviriyor. Her şey eski hızına dönüyor. Film makinesini olağan hızının on katına çıkarıp perdede herkesin akıl almaz biçimde koşuşmasını izleyen, bir süre sonra bıkan, eski düzeni geri getiren küçük bir çocuğu hatırlatıyor bana Büyük Hemşire'nin bu davranışı.


Guguk Kuşu, günümüz insanının toplumla çelişkilerini ortaya koyan bir roman. Kimin dediği olacak? Toplumun mu, gönlüne göre yaşayanın mı? Bir akıl hastanesindeki özgür ruhlarla disiplin sağlamaya çalışan yönetim arasındaki mücadeleyi olağanüstü bir ustalıkla anlatan Ken Kesey, bu ilk yapıtıyla Amerikan 'karşıt-kültürünün' efsanelerinden biri oldu. Roman 1975 yılında Milos Forman tarafından sinemaya aktarıldığında, başta delişmen dalavereci McMurphy rolüyle şeytani ve karizmatik oyunculuğunun temellerini atan Jack Nicholson ile katı ve sadist ruhunu taş bebek güzelliğinin altında saklayan Büyük Hemşire Ratched'ı canlandıran Louise Fletcher olmak üzere, film 5 Oscar ödülü kazanarak, bir başyapıt haline geldi."
Kitapta beni en çok etkileyen paragraflardan birini paylaşmak istiyorum...McMurphy grup toplantısı sonrası düşüncelerini bir akıl hastası olan arkadaşına aktarmaktadır.

"Tavuklar, aralarından birinin üzerinde kan gördüler mi başına üşüşüp gaga atmaya başlarlar.Sonunda tavuğu param parça ederler gagalarıyla.Kavga sırasında kan,bir ikisine daha bulaşır.İlk zavallının işi bitince, sıra onlara gelir.Bu kez kanlanan üç-dört tavuk daha çıkar.Diğerleri onlara saldırır.Bir iki saat içinde bir kümes dolusu tavuğun öldüğünü görmüşümdür.İnsanı tir tir titreten bir manzaradır.Buna engel olmanın bir yolu var.O da tavukların gözlerini bağlamak.Kanı görmemelerini sağlamak."


Kitabı okuduktan sonra açıkcası bu kadar betimlemeye sahip bir eserin, aynı zamanda dilsiz ve sağır taklidi yapan bir kızılderilinin düşüncelerinden anlatıldığı için acaba nasıl sahneye koyacaklar diye çok düşündüm.Konu akıl hastanesi olunca kişilerin gördükleri hayallerde var.Ama tiyatro beklentilerimin çok çok üstündeydi.Bütün oyuncular çok büyük emek sarfetmişler.Herhalde sahnede en zor canlandırılan karakterlerden birisi deli rolüdür.Çünkü spontan yapılması gereken hareketler vardır.Bu hareketleri yapmak hemde sahnede canlı bir şekilde 2,5 saat yapmak çok zor olmalı diye düşünüyorum.İzlediğim gösterimde McMurphy sizlerinde televizyonlardan tanıyacağınız Barış Falay canlandırmıştı.Kızılderili reis rolünde Engin Benli ve delilerin başı(tabi McMurphy gelmeden önce) Harding'i Aydın Sigalı canlandırmıştı.Hepsi performanslarını sergilerken müthiş derece ter döktüler.Ayakta alkışlanmayı gerçekten hak ediyorlardı.Şimdiye kadar izlediğim oyunların içinde en etkilendiğim oyun olduğunu söyleyebilirim.











1975 yılında çekilmiş olan filmini tiyatrodan sonra pazar günü izledim.Filmde kitabın arka kapağında da bahsedildiği gibi McMurphy rolünü Jack Nicholson canlandırıyor.Rolünü hakkıyla yapmış besbelli :) Haliyle bir sürüde ödül almışlar... Filmini izlerkende kardeşimle oldukça duygulandık...Sonuç olarak bir eseri üç farklı biçimde tatmak benim için farklı bir deneyim oldu.Her birinden ayrı bir tat aldım....Kitap iç dünyaları ile esere bakmamı sağlarken tiyatro canlı canlı yaşamamı sağladı...Filmde mekan çeşitliliği bakımından renk kattı...böylece güzel bir hafta geçirmemi sağladılar...denemediyseniz eğer tavsiye edilir...eminim bende olduğu gibi size de bu üçünü bir arada yapmak farklı bir bakış açınızın olmasını sağlayacaktır.Okuduğunuz için teşekkür ederken bol sanat ve edebiyatlı günler diliyorum......

27 Eylül 2011 Salı

Maceraperest Afrikalı Leo

"Her Ay Bir Kitap Kulübü" ile başladığımız kitap okuma serüveninin ilk ayını tamamlamış bulunmaktayız.Arkadaşlarımız ile birlikte Ağustos ayı sonunda yaptığımız bir oylama ile Amin Maalouf'un ilk romanı olan "Afrikalı Leo" Eylül ayı kitabı seçmiştik.



Kitap hakkında görüşlerimi aktarmadan önce sizlere kısaca Amin Maalouf'tan bahsetmek istiyorum.25 Şubat 1949 doğumlu Lübnanlı olan yazar Arap kökenli olup Hristiyandır.Ekonomi ve toplumbilim okuduktan sonra gazetecilikte yapmıştır.Lübnan Fransız sömürgesi altındayken aldığı eğitim fransızca olmasınında etkisiyle daha sonra Fransa'ya yerleşmiş ve eserlerini fransızca vermeye başlamıştır.Doğuyu batılılara anlatan bir yazar olarak tanınmaktadır.Eserlerinin çoğunda tarihi olaylar fonu bulunmaktadır. Ülkemizde en bilinen eseri "Semerkand" dır.

Sanırım kafamızda kısaca bir Amin Maalouf şeması oluşmuştur.Bir kitabı okumadan önce yazar hakkında bilgi edinmenin önemli bir husus olduğunu düşünen biriyim.
Dönelim yazarımızın Fransız - Arap Dostluk Ödülü'nü kazanmış ilk romanına.


Kitabın arka kapağına baktığımız zaman ;

"Gerçek bir yaşam öyküsünden çıkarılmış düşsel bir yaşamöyküsü: "Bir berberin sünnet ettiği, bir Papanın vaftiz ettiği" Hasan İbn el-Vezzan ez-Zeyyati namıdiğer Giovanni Leone de Medici'nin yani Afrikalı Leo'nun özyaşamöyküsü -yazmış olsaydı yazacağı gibi."

Ne demek istediğini pek anlamayabilirsiniz eğer çok irdelemezseniz.Fakat kitabı okuduktan sonra diyeceğiniz şey" tek cümle ile kitabın özeti" olurdu herhalde.Ya da en azından ben öyle düşündüm.

Kitabımız 4 bölümden oluşuyor.
I. Granada Kitabı
II. Fas Kitabı
III.Kahire Kitabı
IV. Roma Kitabı

1489’da Granada’da doğan Hasan(Afrikalı Leo)1488’den başlayarak 1527’ye kadar her geçen yılı oğluna; kendi yaşadıklarını,anne ve babasından ve dayısından dinlediklerini tarihi gelişmelerle birlikte dört kitap şeklinde anlatıyor.

Granada kitabında daha ağırlıklı olarak Hasan'ın doğmadan önceki yaşananlar ve bebeklik döneminin önemli tarihi gelişmeleri anlatılırken Fas Kitabında daha çok çocukluk ve gençlik yılları anlatılıyor.Kahire kitabında sürgün yılları dönemin Osmanlı Padişahı'nın seferleri bahsedilirken Roma kitabında bilmediğimiz bir dünya olan Vatikan'a değinilmektedir.Çeşitli din kültürlerinin harmanlandığı insanların din için yaptıkları savaşları anlatan yazar çoğu zaman
"İster Müslüman, ister Hristiyan, ister Yahudi olsunlar seni olduğun gibi kabul etmeliler ya da seni yitirmeyi göze almalılar." sözünü vurguluyor.

Kitapta sevdiğim bir paragrafı sizlerle paylaşmak isterim;

"Sık sık cenaze törenlerinde, kadın olsun , erkek olsun, insanların ölümü lanetlediğine tanık oluyorum.Fakat ölüm Ulu Tanrı'nın bizlere bir armağanıdır.Ve O'ndan gelen bir şeyi kul lanetleyemez.Armağan sözcüğü size aykırı mı geliyor? Fakat bu bir gerçek.Eğer ölüm kaçınılmaz olmasaydı insan bütün yaşamını ondan uzak durmaya adayacaktı.Hiçbir tehlikeyi göze almayacak , hiçbir girişimde bulunmayacak , hiçbir işe el atmayacak, yeni bir şey bulmayacak, yeni bir şey yapmayacaktı.Yaşam sürekli bir uyuşukluk olacaktı.Evet kardeşlerim , Tanrı'ya bize ölümü armağan ettiği için şükredelim , çünkü yaşam ölümle anlam kazanıyor."

Kitabı oldukça sevdim.Fakat tek eleştirim "Semerkand" isimli kitabında da olduğu gibi Türkler'e karşı önyargılı olması.Kitabın bazı bölümlerinde bu durumu çok açık bir şekilde anlıyorsunuz.Fakat bu durum yazarın eserlerini okumamanız için önyargı oluşturmasın.Ben iyiki okumuşum diyorum.Tarihe bu tarz kitaplarla farklı açılardan bakmayı seviyorum.

NOT:Leo'nun maceracı ruhuna imrenmedim desem yalan olur. :)