Hypatia'nın Araştırmacı Ruhu

Araştırmacı bir insanın yazıları

Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2011 Çarşamba

Ne Varsa Eskilerde Var!

Eski şarkıları dinlemenin her zaman benim için ayrı bir yeri olmuştur.Üniversitedeyken canımın sıkıldığı bir anımda nette araştırmaya, kendime bir oldies klasörü oluşturmaya başlamıştım.Halen daha devam ederim bu alışkanlığıma.Bildiğim şarkılar dışında farklı 50,60,70,80li yılların şarkıların dinler sevdiklerimi arşivlerim.Bu gece otururken dedim kendi kendime belki blogger arkadaşlarımdan da benim gibi sevenler vardır.Sevdiğim parçalardan azar azar paylaşayımda onlarında kulakları şenlensin :D Sevmeyenleri de belki asimile etmeyi başarırım ha ne dersiniz?


İlk şarkımı siz güne güzel başlayın diye eğlenceli olanların arasından özene bezene seçtim.Çok sevdiğim sanatçılardan olan Louis Armstrong'un Zip a dee doo dah isimli parçası.(Kaçıp gitmeyin diye)Bazı günler uyanınca bu şarkıyı dinlerim...Çok eğlenceli anlaşılması ve söylenmesi kolaydır.

Louis Armstrong-Zip a dee doo dah


İkinci şarkıda biraz hüzünleniyoruz.Çünkü şarkımızın baş kahramanı annesini kaybetmiş ve şarkı boyunca annesine seslenmekte.Şarkının ingilizce,fransızca,italyanca olmak üzere bir sürü coverı bulunmakta.Ben en sevdiklerimden biriyle sizleri başbaşa bırakıyorum.Ricky Shayne'nin sesi burda oldukça etkileyici.


Ricky Shayne-Mamy Blue


Üçüncü parçamız da oldukça hüzünlü.Şarkımızın baş kahramanı memleketinden ve sevdiklerinden ayrılışını dile getiriyor.Bu parçayı üniversitedeyken denizci bir arkadaşım çok seviyordu.Enteresan bir durumdu ama bir gün kız arkadaşına ezbere bu şarkıyı söylemeyi çok istiyordu.Şarkıyı ,birçoğunuz tanıyordur eminim, Enrico Macias söylüyor.

Enrico Macias-J'ai quitté mon pays



Kasvetli bir ortam yarattım sanki hep hüzünlü şarkılardan gidiyorum.O zaman birazda şenlenelim ister misiniz?Şimdi sıradaki parçamız da kalkıp dans etmenize izin var :D 

Vaya Con Dios-Nah Ne Nah



Ve bugünlük son parçamıza geldi sıra.Çok dans ettiğinizi farz ederek yine slow bir parçaya geçiş yapıyoruz.(Kendimi radyo programında konuşuyormuş gibi hissettim :D )Son şarkımız da benim en sevdiğim Frank Sinatra şarkısı olan My Way Of Life.Bu şarkıyı anlatmaktansa sözlerini paylaşmayı tercih ediyorum.

Frank Sinatra-My Way Of Life




Gotta have you near all the time, with your dreams wrapped up in mine.
Gotta be a part of your soul and your heart all the time.
Nothing in the world that I do means a thing without you.
I'm just half alive in my struggle to survive without you.
You are my way of life, the only way I know, you are my way of life.
I'll never let you go, never let you out of my sight, be it day, be it night,
You belong to me, that's the way it will, be wrong or right,
I don't need crowds at my door, the applause from the floor,
All I need is you and the love we once knew, nothing more.
You are my way of life, the only way I know, make me your way of life.

Umarım güne güzel başlamanıza bir nebze olsun katkım olmuştur.Yine başka bir oldies listesinde görüşmek dileği ile...Esen kalın! diyeyim de tam olsun :D





31 Ekim 2011 Pazartesi

Şimdi Ve Anılarda Şarkılar

Sevgili Deeptone şarkılar ve hikayeleri ile ilgili mimlediklerine beni de eklemiş.Eee yazmamak olmaz hatta çok bekletmek ayıp olur diye düşündüm.Bu yüzden konuşurken yüzlerce cümle sarfedebilen ben tıkandım...ve ne yazsam acaba diye kara kara düşündüm bütün gün :D Hani insan  ders çalışmayı sever fakat iş ödev  olunca tıkanır kalır ya benim durumumda aynen öyle oldu.Zira ben yeri geldiğinde opera,klasik müzik dinlerken bazen tam bir halk insanı olup halk müziği dinlerim...bazen asiliğim tutar benim o ruhumu en iyi yansıtan rock-metal tarzı olur...zaman zamanda Türk sanat müziği dinler ve söylerim.Bu çok çeşitlilik arasından nasıl bir seçim yapsam hangi şarkının bende nasıl bir hikayesi varda acaba aklıma gelmiyor diye düşünürken aklıma anasınıfı ve ilkokul yıllarım geldi.İlk okula kaydolduğum günü çok iyi hatırlıyorum.Babam beni almış okula götürmüştü...fakat müdür ocak doğumlu olduğum için beni 1. sınıfa almamıştı.Babamda beni başka bir okula götürüp anasınıfına yazdırmıştı.Anasınıfından mezun olup 1. sınıfa başladığım sene sınıfta anasınıfından gelen 2 kişiydik.Bu yüzden diğer arkadaşlarımız ağlarken biz saf saf sağa sola bakınıyorduk.Öğretmenimiz de dediki madem siz daha deneyimlisiniz şarkı bilirsiniz hadi bakalım söyleyin...O şokla mıdır nedir bilmiyorum anasınıfından bana yadigar kalan tek şarkının "Üsküdar'a gideriken" olduğunu farkettim ve söyledim.Diğer arkadaşım ise normal çocuk şarkısı olan "Daha dün annemiz"i söylemişti.Başka şarkı öğrenmedin mi diye soracak olursanız hatırlamıyorum.Neden bu şarkıyı öğrendin anasınıfında müsamere falan mı yaptınız derseniz öyle birşeyde yapmadık..Arada sırada bu anımı düşünür gülerim halime.Şarkıyı hala çok seviyorum.Hatta 2 yıl önce ilk 23 Nisan törenimde öğrencilerimle hazırladığımız gösteri "Katibim" di.


Diğer aklıma gelen anım ise hiç unutmam hatta her şarkıyı dinlediğimde aklıma gelir, ben buna kpss çalışmanın yan etkileri adını veriyorum.Sene 2009 Mart-Nisan zamanları psikopat derecesinde eğitim bilimlerine odaklanmışız.Hadi bir mola verelim dedik..bende eski şarkıları dinlemeyi çok  severim, dedim bir müzik açalım da rahatlayalım.Arkadaşlardan biri kahve vb içecek hazırlamayı gitti saat gece 2 dolayları, açtığım müzik "Eruption-One Way Ticket" ama coşmuşum ben.Arkadaşlarımıda coşturdum.Saçlarımıza bandana falan yaptık.Hippi misali dans ediyoruz evde.Diğer odadan gelen, müzik öğretmenliğinde okuyan bir arkadaşımızda gülmekten kopuyor.Bize farkettirmeden kameraya almış dansımızı sonrasında izledik ama gülmekten yerlere yattık desem yeridir.Kpss çalışırken ki tek güzel anım bu olsa gerek :)

Bunların dışında kardeşimle birlikte kahvemizi yudumlarken "One More Cup Of Coffe" i dinlemeyi severken çocuklarla beraber sandalye kapmaca oynarken "Little Richard -Tutti Frutti" yi dinlemekten zevk alıyoruz.Birileri hayatıma müdahale etmeye kalktığı zaman ise favorim şarkım "Jon Bon Jovi-It's My Life".Canım sıkkın kendimi yanlız hissediyorsam "Metallica-One" ve "Sting-Shape Of My Heart".Mutluysam eğer favori dinlediğim şarkılardan biri ise "Michael Buble-Feeling Good" dir, diye sürer gider bu liste beni susturamazsınız.Çünkü baştaki tıkanıklığımdan eser kalmadı :) En iyisimi ben susayım şarkılar konuşsun...Teşekkürler Deep benim için farklı bir yazı oldu :)




SAFİYE AYLA-KATİBİM

ERUPTİON-ONE WAY TİCKET

BOB DYLAN&JOAN BAEZ-ONE MORE CUP OF COFFE

STİNG-SHAPE OF MY HEART



9 Ekim 2011 Pazar

Azıcık Kültür Sanat

"İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir." demiş Goethe.Belki yaşadığı dönemde sinema olmuş olsaydı , haftada birde olsa güzel bir film izlemeli derdi.Bu söz ilk olarak memleketimde en sevdiğim kitabevinin hediye verdiği ayraçta görmüştüm.Yıllardır ayracın tasarımı değişir ama söz değişmez.Bu sözü ilk okuduğumda o kadar çok etkilemişti ki beni üzerinde epey düşünmeme neden olmuştu.Düşünmem özellikle sanatta resim alanında oldukça eksiğimin olduğunu farketmemi sağladı.Ve bir süredir elimden geldiğince tablo bakmaya yorumlamaya çalışıyorum.Herkesin tarzı birbirinden farklı ama özellikle sevdiğim ressam Salvador Dali oldu.Bunda en çok sürrealist olması etkili oldu sanırım.


Sözden de anlaşılacağı gibi bugünkü yazım birazcık herşeyden olucak.Umarım sıkmam sizleri.

Öncelikle bugünkü müziğimiz en sevdiğim klasik müziklerden olan "Albinoni-Adagio G Minor"dür.Bu müziğin bende anlam ve önemi çok büyüktür.2009 yılındaki Üniversite mezuniyet fon müziğim olmakla birlikte kendisi kardeşimi ağlatmıştır.Çok çeşitli coverlarını youtubeda bulabilirsiniz ama sizlerle benim favorilerimi paylaşmak istiyorum.İlk parça tamamen enstrumentaldir.İkincisine ise sözler eklenmiştir.Parçanın Türkçe coverıda bulunmaktadır.Fakat şahsım tarafından beğenilmemiştir.(Meraklısına türkçe cover-Meyra Adagio Elveda)





Bir parça müziğimizi dinledikten sonra sırada iyi bir şiir okumaya geldik.Burayada benim maceracı ruhumu yansıtan bu aralar en sevdiğim şiiri paylaşıyorum.

YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜRLER
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar
Pablo Neruda
Şair ne kadar güzel yazmış değil mi?İnsanı üzerinde epey düşündürüyor.


Güzel bir tablo görme zamanı geldi.Yukarıda bahsettiğim gibi sevdiğim ressam Salvador Dali'den.Salvador Dali'nin uzunca süre kadınlar ilgisini çekmemiş.Fakat Gala ile tanışması hayatını tamamen değiştirmiş.Gala; sürrealist şair Paul Eduard'ın eşiymiş.Fakat Gala eşinden boşanmış(Dali ile yakınlıkları sebebi ile) ve Dali'nin en iyi arkadaşı,danışmanı ve aynı zamanda esin kaynağı olmuş.Bu yüzden Gala'yı defalarca resmetmiş.Sizlerle paylaşacağım bu resimde de görülen kadın Gala'dır.Resmin adı "Gala Of The Spheres"dır.(resme tıklayın büyüsün)


Mantıklı cümle kurmaya gelince,bu görevi sizlerin parlak zekasına bırakıyorum.Hepimiz bloglarımızda zaten kendimizce mantıklı birşeyler paylaşıyoruz bu yüzden mantıklı cümle kurma işinide başardığımıza inanıyorum.


En son olarak sevdiğim bir filmin tavsiyesi kalıyor.Her ne kadar rahmetli sözünde söyleyememiş olsada bence çağımızın olmazsa olmazlarından.Eminim yaşasaydı söylerdi.Sizler için seçtiğim film birazcık eskilerden.Eski film izlemeyi çok seviyorum.Çünkü yaratıcılığın efekt olarak kullanıldığı dönemlermiş o zamanlar ve aşklar daha safmış.

Filmimiz adı "It's a Wonderful Life".Hayatımda çok önemli yeri olan filmlerden biridir.Birazcık fantastik fakat insan yaşamı için oldukça anlamlı bir eserdir.Konusuna kısaca değinecek olursak;George Bailey küçük bir kasabada dünyaya gelmiştir.Bu küçük kasabada büyümüş ve lisesini bitirmiştir.Her gencin yapmak istediği gibi Üniversiteye gitmek ve dünya seyahatine çıkmayı düşünmektedir.Fakat aniden gelişen olumsuz olaylar o küçük kasabadan ayrılmasına engel olmaktadır.Tam o engel aşılıyor derken yeniden bir engel ortaya çıkıyor.....Sonrasında bir melek düşünün, George için, gökyüzünden geliyor en sıkıntılı dönemininde hayatının anlamını kavramasına yardım ediyor...1946 yılı için bence süper bir "Frank Capra" filmi..mutlaka izlenmeli diyorum.Filmden karelerle sizleri baş başa bırakıyorum.


Yazıma son vermeden önce küçük kültür sanat dipnotları; 22 Ekim Cumartesi günü Kadıköy Süreyya Operasında "Aşk İksiri" isimli opera sergilenecektir.Biletlerimi aldım düşünen arkadaşlara tavsiye ederim.Kocaelinde yaşayan arkadaşlar için de bu ay Kocaeli Şehir Tiyatrolarında da "Kösem Sultan" gösterilecek güzel bir oyuna benziyor ben bu hafta içi biletlerimi almayı düşünüyorum.

Okuduğunuz için teşekkür ederken hepinize bol sanatlı günler diliyorum.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Anlamlı Bir Albüm Kapağı

          Günümüzde ya da en azından ülkemizde genel anlamda albüm kapaklarına baktığımız zaman toplumsal bir konuyu işlemekten çok kendini ön  plana çıkararak pazarlama yöntemine gidilmektedir.Ne yazık ki ülkemizde  sözde topluma mal olmuş sanatçılarımız (İstisnalarda var fakat genel anlamda konuşuyorum) toplumsal konularla ilgilenmemektedir.Hatta bir çoğu toplumsal sorunları bile bilmemektedir.Hal böyleyken sizlere çok sevdiğim bir albüm kapağından bahsetmek istedim.



          Görmüş olduğunuz albüm kapağı And Justice for All, Metallica'nın 1988 de yayınlanmış bir albümüdür.Albüm kapağındaki resim, Adalet Tanrıçası (Lady Justice) heykelinin çatladığı, iplerle bağlandığı ve terazisinin adalet yerine parayı ölçtüğünü anlatmaktadır. Paranın nasıl adaleti satın alabileceğini ve terazinin nasıl parası olanın yanında olanı gösterdiğini açık bir şekilde ifade etmektedir.Albüme ismini veren şarkıda da Amerikan adalet sisteminin para ve güç karşısında tarafsızlığını yitirmesi eleştirilmektedir.

           Şimdi bir düşünelim hangi şarkımızda buna benzer toplumsal bir sorun işlenmektedir...Düşünüyorum fakat bulmakta zorlanıyorum...Sizce de bu bir eksiklik değil mi?...Benim aklıma ilk gelenler bir grup bilinçli insanın yapmış olduğu " Savaşa Hiç Gerek Yok" ve Mor ve Ötesi'nin dünyada hızla çoğalmakta olan medya kirliliğine karşı yazmış olduğu "Cambaz" şarkısıdır.Sizlerinde (bulmakta zorlanacağınızı tahmin ediyorum çünkü yok denecek kadar az) buna benzer bildiğiniz çalışmalar varsa paylaşırsanız sevinirim...yazıyı ilgilenip okuduğunuz için teşekkür ederim.Şimdi sizleri o güzel " Savaşa Hiç Gerek Yok" parçası ile baş başa bırakıyorum...Başka bir yazıda görüşmek üzere..:)


15 Ağustos 2011 Pazartesi

Sevdiğim Bir Şarkı Ve Hikayesi


     
       "Müzik fakir insanlarin cennetidir." demiş Emerson.Ne güzel demiş değil mi? Müzik sayesinde birçoğumuz sıkıntılarımızdan bir süreliğine uzaklaşıyor ve rahatlıyoruz.Müziğin psikolojik rahatsızlıklar üzerindeki tedavi edici etkisi de ilk çağlardan bu yana bilinen bir yöntem.
Girişi yaptığımıza göre artık asıl konuya gelebiliriz..:)






            Bugün sizlerle çok sevdiğim bir parçanın hikayesini paylaşmak istiyorum.Şarkıların hikayeleri olunca insanı daha bir derinden etkilediğini düşünüyorum.Hikayemiz ABD'nin California eyaletinde geçmektedir.


"1969 yazında hikayenin kahramanı olan adam uzun bir seyahate çıkar ve yolu California'dan geçerken dinlenmek için Hotel California'yı bulur... Ufak, sevimli bir oteldir.. Sıcak bi havası vardır... Bir odaya yerleştirirler... Oteldeki ikinci gününde odasının hemen yanındaki odada kalan kızla tanışır, arkadaş olurlar. Birlikte gezmeğe başlarlar. Çok fazla zaman geçmeden birbirlerine aşık olurlar ve tatili Hotel California'da birlikte geçirmeye karar verirler. Çok severler birbirlerini, bütün bir yaz hep beraberdirler. Otelin sıcak insanları, sevimliliği, sadeliği onları çok etkilemiştir. Unutamayacakları bir yaz yaşarlar , bir sevgi yaşarlar :) Yazın bitiminde bir karar vermek zorundalardır ayrılık için. Ve şöyle derler: "Eğer bir sene sonra birbirimizi unutmaz ve yine bu kadar çok sevecek olursak, gelecek yazın ilk gününde (tanıştıkları günü kastederek) Otel California'da buluşacağız diye sözleşirler. O zamana kadar birbirlerini hiç aramayacaklardır. ( Bu aşk bir yaz aşkı mı, yoksa gerçek bir aşk mı anlamak için yaparlar bunu).Tam bir sene geçmiştir. Adam sözleştikleri gibi bir sene sonra otelde buluşmak için yola çıkar. Tanıştıkları ilk gündür o gün, yol uzundur bitmek bilmez adam için ve sonunda California'ya varır. Otelin oraya gildiğinde kapkara bi bina bulur. Otel dün yanmıştır.
Sevdiği adamla buluşmak için bir gün önceden otele gelen kız gece çıkan yangında ölür. Adam otele gelirken sevdiği kızla bir ömür yaşamayı, birlikte olmayı düşünürken, onu bir ömür kaybeder."




         



Gurubun üyeleri hikayeyi duyduğunda çok etkinilenir ve bunun için bir şeyler yazmaya karar verirler.Sonucunda da bu şarkı çıkar ortaya.Grup , genel olarak  yaşadıkları günleri, otelin güzelliğini, kasabanın sadeliğini anlatır şarkısında....












Şarkının Sözleri

Hotel California - Eagles



On a dark desert highway, cool wind in my hair
Karanlık bir çöl otoyolunda, serin rüzgar saçlarımda

Warm smell of colitas, rising up through the air
Colitaların sıcak kokusu, yükseliyor havaya

Up ahead in the distance, I saw a shimmering light
İleride bir mesafede, parlak bir ışık gördüm

My head grew heavy and my sight grew dim
Başım ağırlaştı ve görüşüm bulanıklaştı

I had to stop for the night
Gece için durmalıydım

There she stood in the doorway;
Orada, o kapı girişinde durdu

I heard the mission bell
Görev zilini duydum

And I was thinking to myself,
Ve kendi kendime düşünüyordum ki

'This could be Heaven or this could be Hell'
'Cennet de olabilir bu, cehennem de'

Then she lit up a candle and she showed me the way
Sonra o bir mum yaktı ve bana yolu gösterdi

There were voices down the corridor,
Koridorda sesler vardı

I thought I heard them say
Sanırım onların şöyle dediklerini duydum

Welcome to the Hotel California
California Oteline hoşgeldiniz

Such a lovely place
Ne kadar hoş bir yer

Such a lovely face
Ne kadar hoş bir çehre

Plenty of room at the Hotel California
Bir çok oda var otel california da

Any time of year, you can find it here
Yılın herhangi bir zamanı, onu burada bulabilirsiniz

Her mind is Tiffany-twisted, she got the Mercedes bends
Onun aklı Tiffany-dalgın, onun Mercedes virajları vardı

She got a lot of pretty, pretty boys, that she calls friends
Onun bir sürü hoş erkekleri vardı, arkadaş diye çağırdığı

How they dance in the courtyard, sweet summer sweat
Nasıl sahnede dans ediyorlar, tatlı yaz teri

Some dance to remember, some dance to forget
Bazı danslar hatırlamak için, bazısı unutmak için

So I called up the Captain,
Böylece kaptanı çağırdım
'Please bring me my wine'
'Lütfen şarabımı getirin bana'

He said,'We haven't had that spirit here since 1969'
O dedi ki, '1969'dan bu yana bizde o ruh hali yoktur
And still those voices are calling from far away,
Ve o sesler hala çok uzaklardan çağırıyorlar

Wake you up in the middle of the night
Uyandırır seni gecenin ortasında

Just to hear them say
Sadece onların şunu demelerini duymaya

Welcome to the Hotel California
California Oteline hoşgeldiniz

Such a lovely place
Ne kadar hoş bir yer

Such a lovely face
Ne kadar hoş bir çehre

They livin' it up at the Hotel California
Onlar o kadar canlı yaşarlar ki California Otelinde

What a nice surprise, bring your alibis
Ne kadar güzel bir sürpriz, getirin kendi bahanelerinizi

Mirrors on the ceiling,
Aynalar tavanda

The pink champagne on ice
Buzlu pembe şampanya

And she said 'We are all just prisoners here, of our own device'
Ve o dedi ki; 'Biz burada sadece kendi cihazımızın mahkumlarıyız
And in the master chambers,
Ve ana salonda
They gathered for the feast
Onlar ziyafet için toplandılar

The stab it with their steely knives,
Çelik bıçaklarıyla onu doğradılar
But they just can't kill the beast
Fakat canavarı öldüremediler

Last thing I remember, I was
Hatırladığım son şey, benim

Running for the door
Kapıya koştuğumdu

I had to find the passage back
Geçidi tekrar bulmalıydım
To the place I was before
Daha önce bulunduğum yere açılan

'Relax,'said the night man,
"Rahatla" dedi karanlık adam

We are programmed to receive.
Bizler almak için programlandık

You can checkout any time you like,
İstediğin zaman hesabını kesebilirsin

but you can never leave!
Ama asla ayrılamazsın!

Başka bir yazıda görüşmek dileğiyle...:)